Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)

Hükümet merkezi, düşmanların şiddetli çemberi içindeydi. Siyasal ve askeri bir çember vardı. İşte böyle bir çember içinde yurdu savunacak, halkın ve devletin bağımsızlığını koruyacak (silahlı) kuvvetlere (onlar) emrediyorlardı. Bu biçimde yapılan emirlerle,devlet ve halkın araçları temel görevlerini yapamıyorlardı. Yapamazlardı da. Bu araçları savunmanın birincisi olan ordu da, ordu adını korumakla birlikte, elbette temel görevini yerine getirmekten yoksundu. İşte bunun içindir ki, yurdu savunmaktan ve korumaktan ibaret olan temel görevi yerine getirmek, doğrudan doğruya halkın kendİsİne kalıyordu... İşte buna KUVÂ-Yİ MİLLİYE diyoruz... Gazi Mustafa Kemal

atam1919

VATAN POSTASI GÜNEY

Yazılar

GEREKÇELİ BİR ANAYASA TASLAĞI

Yazar Vatan Postası
21 02 2007


Bu Anayasa Taslağı, Dr. Hikmet Kıvılcımlı’nın 1960’ların başında hazırlayıp kamuoyuna ve cumhuriyet kurumlarına "Anayasa Teklifi" olarak sunduğu çalışmadan yararlanılarak, Kuvayı Milliye Dergisi tarafından derlenmiştir. Derginin çeşitli sayılarında yayınlanmıştır.

YENİ BİR ANAYASANIN TEMEL GEREKÇESİ:

EKONOMİK ve SOSYAL ADALET OLMALIDIR

Böyle anayasa ve yasa taslaklarını oluşturmak üzere, (gerçekten) halkçı ve ulusalcı aydınlar ve akademisyenlerimiz, işçi sendikalarımız ve konfederasyonlarımız, diğer demokratik kitle-meslek örgütlerimiz, üniversite ve diğer cumhuriyet kurumlarımızla birlikte harekete geçmeli, karma çalışma komisyonları oluşturulmalıdır.

“Çok Partili Demokrasi” ile halkımız, varlıklı sınıf, tabaka ve zümrelerin temsilcilerini kendi temsilcileri zannederek seçmekte sonra da yanlış vekil seçtiği için kendini suçlu bulmaktadır. “Parlamentarizm”; bizim gibi ülkelerde halkı aldatma aracı olmaktan kurtulamaz. İlle de çok parti olacaksa, bu partiler, dayandıkları ve çıkarlarını savundukları halk kesimlerini açıkça belirleyip ilan etmeli, tüzük ve programlarını ona göre yapmalıdırlar. Durumları ve çıkarları birbirine benzer olan halk kesimleri aynı parti içinde örgütlenmelidir. Örneğin; “Köylü Partisi”, birinci derecede köylü üreticilerin çıkarlarını savunmalı, “Küçük - Orta Sanayici ve Esnaf Partisi” bu kesimlerin çıkarını, açıkça ve yüksek sesle dile getirmelidir. Böylece politika, bir aldatma ve göz boyama “sanatı” ve vatan-millet edebiyatı olmaktan kurtulur. Siyasetle ilgilenmek, azınlıkların değil halkın gönüllü ve güncel işlerinden olur. Yeni anayasa ve yasalar hazırlanırken bunlar dikkate alınmalıdır...DEVAM

(ULUSALCILIK,) DEVLETÇİLİK (KAPİTALİZM FİDELİĞİ) VE BİR KÜÇÜK-BURJUVA KURUNTU FİKRİ YÖN TEZİ ÜZERİNE

Yazar Dr. Hikmet Kıvılcımlı
06 09 2007
Günümüzde de topluma abanmaya kalkan Kadroculuk ve Yöncülük'ün "devletçilik", "batılılaşma", "çağdaşlaşma", "kalkınma", "sosyal adalet" zırvaları...
Emperyalizme ve kapitalizme karşı çıkmadan "tam bağımsızlık"tan bahseden, halk ve sınıf pusulasını yitirmiş "ulusalcılık"ın kimlerin değirmenine su taşıdığı 40 yıl önce anlatılmış...
Sınıflarüstü "devrimcilik"ten çeteciliğe ve küresel faşizmin taşeronluğuna uzanan eğilimler...
DEVAM

SARP KURAY: 22 TEMMUZ SEÇİMLERİ VE DAYATAN DEVRİMCİ GÜÇBİRLİĞİ

Yazar Sarp Kuray
06 09 2007
22 Temmuz 2007 genel seçimlerinde, 1980’den bu yana 12 Eylül gericiliğinden sağlanan büyük destekle adım adım güçlendirilmiş “sivil toplum” cephesi, halk-sınıf pusulasını yitirmiş bir “ulusalcılık” karşısında zafer kazandı. Bu süreçte AKP Kayseri Milletvekili Abdullah Gül’ü cumhurbaşkanı yapabilmek için seçim öncesi başlatılan kampanyalar, sözlü, yazılı, elektronik Genel Kurmay bildirileri, cumhuriyet mitinglerine katılmış milyonlarca insanı ters köşeye yatırarak sürdürülen klasik alicengiz oyunu ve hâlâ deşifre edilmemiş ünlü “Dolmabahçe” buluşması, vb. gelişmeler, ayrı gibi görünmelerine karşın düzen ve emperyalizme teslimiyet adına birbirini besleyen “sivil toplumculuk” ve “ulusalcılık” olguları üzerinde bize yeniden bir degerlendirme yapma zorunluluğunu dayatmıştır.DEVAM

ABD'YE RAĞMEN DARBE VE TALAT AYDEMİR - FETHİ GÜRCAN DENEYİMİ

Yazar Bedrettin Mahmud
21 08 2007

Türkiye’de ordu - siyaset ilişkisi hakkında her konuşulduğunda 1960 27 Mayıs'ından başlanır, 12 Mart 1971, 12 Eylül 1980 ve son olarak 28 Şubat 1997’den bahsedilir.

Bunların kimisi apaçık darbedir, kimisi muhtıra. Ancak hepsinin ortak yanı sivil siyasetin doğal işleyişini değiştirecek askeri müdahaleler olmalarıdır.

Ancak her nedense, 21 Mayıs 1963 olaylarının üzerinde pek konuşulmaz...

DEVAM

EMPERYALİST KAPİTALİZMİN "DEMOKRATİKLEŞTİRME"SİNE KARŞI YAŞAMIN SAVUNULMASI

Yazar Nezih Gençler
19 07 2007

Ülkemiz ve bölgemiz uluslarüstü finans-kapital ve yerli ortakları tarafından, onların yerli-yabancı şirketleri, devletleri, gizli-açık örgütleri tarafından “demokratikleştiriliyor”. Finans ve bankacılık altında birleşmiş büyük sermayenin, yabancı ortaklı holdinglerin ve işverenlerin kayıtsız-şartsız sömürüsü demek olan “DEMOKRASİ”ye kavuşuyoruz. Ve tabi ki onun en önde gelen “şart”ı olan SEÇİMLER en doğal “hak”kımız oluyor! Biz bu filmi 1. Meşrutiyet’ten beri görüyoruz. 1946’da da, 12 Mart ve 12 Eylül’de de “bir an önce seçimlere gitmek” üzere “ÇOK PARTİLİ HÜR PARLAMENTER DEMOKRASİ” kurtarılmıştı. Sonuç halk için daha fazla sömürü, baskı, işsizlik ve pahalılık; finans-kapital ve işverenler için daha fazla kâr ve talan oldu...

... http://www.vatanpostasi.org/index.php?option=com_content&task=view&id=59&Itemid=29 ve http://www.vatanpostasi.org/index.php?option=com_content&task=view&id=60&Itemid=29 adreslerinde “EKONOMİK VE SOSYAL KURTULUŞ SAVAŞIMIZIN TEORİK VE PRATİK SORUNLARI (1-2)” başlığı ile yayınladığımız yazılarda bunları enine boyuna inceledik...DEVAM

(27 MAYIS İÇİN) 1. VE 2. KUVAYİMİLLİYECİLİĞİMİZ, VATAN PARTİSİ PROGRAMI GEREKÇESİ

Yazar Dr. Hikmet Kıvılcımlı
27 05 2007

(Bu kitapçığın,Öner Gürcan Kütüphanesi 'nden bulunabilecek, Dr. Hikmet Kıvılcımlı'nın "27 Mayıs ve Yön Hareketi'nin Sınıfsal Eleştirisi" kitabı ile birlikte değerlendirilmesi; konunun daha etraflı anlaşılmasına katkıda bulunacaktır.V.P.)

Bu kitapçık 1954 yılı, pratik bir maksatla kaleme alındı. Maksat: Birinci Kuvayi Milliye hareketinden çıkacak derslerle, ikinci bir iktisadi Kuvayi Milliye lüzumunu belirtmekti. Birinci Kuvayimilliye Seferi: Topluluğumuzu boğan iç ve dış tesirli TEFECİ-BEZİRGAN kabusuna karşı idi. İkinci Kuvayimilliye Seferi: Aynı kabusa karşı, toprak reformu ve ağır sanayi temelleri üzerinde, modern halk teşebbüs, teşkilat ve kontrolü altında, iktisadi, içtimai kalkınmamızı millete mal etmekti…

Vatan Partisi’ne göre: Olayların kendiliğinden gelişimiyle, İkinci Kuvayımilliye seferberliğimiz, istesek de, istemesek de, günün meselesidir. Bu meseleyi bir köşeciğinden de “GEREKÇE”miz aydınlatacaktır, sanıyoruz. Sözlerin buruk ve ekşi tarafları, ilk hamlılığına bağışlansın. Bir partinin klasik edebiyatı arasına girmiş ve ana çizgileri doğru çıkmış bir yazının kusurlarını rötuş etmeye kimsenin hakkı yoktur. Yalnız, 1954’ten sonra ele geçip de, açıklamaya yarayacak olayları sahife altlarına “Not” etmekten kendimizi alamadık.

Mübarek iktisadi ve içtimai (ekonomik ve sosyal) kuvayimilliye seferimiz, sevgili milletimize uğurlu olsun...

“Vazifeye atılmak için, içinde bulunduğun vaziyetin imkan ve şeraitini düşünmeyeceksin!” (Mustafa Kemal. “NUTUK”, sahife 646)

Korku, hiçbir hastalığa ilaç değildir. Bilakis, her illetin başı korkudur. Vatan aşkını söylemekten korkar hale gelmektense, ölmek daha iyidir. Mustafa Kemal diyor ki:

“İstikbalde dahi seni (İstiklal ve Cumhuriyet) hazinenden mahrum etmek isteyecek dahili ve harici bedhahların (kötülük isteyenler) olacaktır… Düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren veya hile ile vatanın bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde iktidara sahip olanlar gaflet ve dalalet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler. Hatta iktidar sahipleri şahsi menfaatlerini müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet fakru zaruret içinde harap ve bitap düşmüş olabilir.



“Ey Türk İstiklalinin Evladı! İşte bu ahval ve şerait içinde dahi vazifen Türk İstiklal ve Cumhuriyetini kurtarmaktır.”

Vatan Partisi, kulaklarında bu öğüt çınlayarak doğdu...DEVAM

MİLLİ İRADE!

Yazar Dr. Hikmet Kıvılcımlı
25 07 2007

Seçimlerde, irili ufaklı siyasi partilerin hiç ağızlarından düşürmedikleri bir büyülü filozof taşı var:
Milli İrade!

Seçilen milletvekillerinin millet dileği ile Meclis'e geldikleri söylenir.

Seçimde millet iradesi nasıl gerçekleşir?

Seçmenlerin, birtakım kağıtları, karanlık bir hücrede zarfa koyup kapatarak, sandığa atmaları, şu veya bu kişiyi veya partiyi "dileme”leri, milli iradeyi gerçekleştirmek sayılabilir mi?..DEVAM

23 NİSAN - 19 MAYIS - 21 MAYIS - 27 MAYIS - 29 EKİM VE 1 MAYIS

Yazar Nezih Gençler
22 04 2007

Bugünün dünyasında işçi sınıfı, tüm toplumun öncüsü olarak yeniden tarihi misyonunu ele alıyor. Özellikle bizimki gibi sanayileşmesini tamamlayamamış ülkelerin işçi sınıfları, hem kendilerinin hem de diğer halk kesimlerinin ve ülkenin sorunlarını çözmek durumunda.

Günümüz Türkiye'sinde de işçi sınıfımız, kendi acil ekonomik, demokratik, sosyal ve politik taleplerinin yanında diğer halk kesimlerinin ve ülkenin çıkarlarını ve bağımsızlığını da savunmak gibi tarihi bir misyonu üstlenmek zorunluluğuyla karşı karşıya...
DEVAM

DR. HİKMET KIVILCIMLI: "BÜYÜK HESAPLAR" - "KÜÇÜK HESAPLAR"

Yazar Dr. Hikmet Kıvılcımlı
13 04 2007

... Büyük oyun bu. Büyük oyun: Milli Kurtuluş Savaşı ile milli bağımsız bir devlet ülküsü kırk yıldır sürüklenmiş Türkiye'yi, dün savaştığı emperyalistlerin torbasına kesinlikle sokmaktır.

Hani ya vatan sınırlarına "komünistler" yahut "sosyalistler" düşmandı? 71 yıldır, her şey tersine döndü. Her ülkede vatan ve millet sınırlarını eritenler finans-kapitalistlerdir. Türkiye'nin parababaları bir çeyrek yüzyıl, Türkiye'nin ekonomi kaynaklarını kimseye sezdirmeksizin ele geçirdiler: O tekparti kuluçkalığı altında iyi başarıldı. Bir çeyrek yüzyıldır da Türkiye'nin politika subaşlarını, açıkça kestiler: O da çokparti altında yapılan demokratik kayıkçı döğüşü oldu.

Artık herşeyin olgunlaştığı kabul ediliyor. Mustafa Kemal gençliğe iki değişmez prensip anmıştı:

1- Cumhuriyet,

2- İstiklâl…
"Cumhuriyet" pekalâ, antika çağların Atina yahut Roma yahut Venedik kentlerinin "Cumhuriyet"lerine çevrilebilir. Finans oligarşisi saltanatı padişahsız da sürdürülebilir. Ama bağımsızlık dile kolay. Parlamento oligarşisi bile, silâh zoruyla yola getiriliyor. Ya o zorun örgütü olan ordu gençliği Vehbi'nin Kerrâkesini (LAİK, ÇAĞDAŞ YAŞAMCI BİR SÖMÜRÜ DÜZENİNİ TEZGAHLAYAN KOÇ HOLDİNG'İN OYUNUNU) çakar da, Mustafa Kemal'in son sözünü hatırlarsa?..DEVAMI

BUNALIM PATLIYOR!

Yazar Dr. Hikmet Kıvılcımlı
13 04 2007

... İsrail Tekesi:

Şimdi, bunalımın temel nedeni, artık herkesin "bozuk düzen" dediği; finans-kapital tekelciliği ile tefeci-bezirgân vurgunculuğudur. Yâni Türkiye'ye tahakküm eden modern ve antika iki sınıf: Tekelci ve vurguncu imtiyazlarını sistemleştirmişlerdir. Bu sistem sürüp gittikçe, iki tahakkümcü sosyal sınıf içinden şu veya bu kişiyi yahut aileyi parmağa dolayıp yapılan tahrikât ve propagandaların anlamı nedir?

O iki tekelci ve vurguncu sınıfı zemzemle kusursuz melâikeler gibi korumak istiyorlar. Onların egemen oldukları sisteme bireyci tekel ve vurgun bozuk düzenine toz kondurmamak için, şu veya bu kişiyi, bilemedin şu veya bu aileyi hepsi hesabına kurban edip soygunu kıyamete dek sürdürmektir. Her zamanki örneklerden İsrail tekesi oyunu bilinir. İsrail oğulları her yıl, toplantıları ortasına bir teke koyarlar ve o yıl içinde yedikleri bütün herzeleri, işledikleri tüm günahları o tekenin yaptığını söylerler. En sonunda bütün günahları yükledikleri tekeyi keserler. Tanrıya iletilen bu kurban, İsrail oğullarını tertemiz etmeye yarar.

Türkiye, Ortadoğu gelenekleri ile, ikide bir egemen politikada işlenmiş bütün suçlar için öyle bir günah çıkartma tekesi bulmakta pek ustadır. DP çağının günah tekesi: Menderes oldu. Astık kurtulduk. Menderes'i Menderes yapan ve oynatan asıl (tefeci-bezirgân + finans-kapital) sınıflar anadan doğma suçsuz "piyrü pâk" sayıldılar. Tekel ve vurgun, eskisinden daha görülmedik ölçülerde aldı yürüdü.

Tekeyi de Unutturacak Kuzu Kurbanlar:

AP çağı için daha yağlı bir günah tekesi bulundu: Demirel-gil. Elbet onlar İsrail'in Tekesi kadar "mâsum yaratık" değildirler. Ama, Demirel'leri, atandığı şirketin başından çekip alarak AP'nin ve hükümetin başına dikiveren yerli-yabancı finans-kapitalistler zümresi, bütün günahlarını kukla Demirel'i kurban etmekle bağışlatabilir mi?
Görünürde: Bütün siyasî partiler, görünmezde: Bütün finans-kapitalistler ve tefeci-bezirgânlar o İsrail tekesi törenini kutluyorlar. Delik deşik olmuş batan tekelci ve vurguncu gemilerini bir yol daha kurtarmak için safra atıyorlar. Bütün suçu Demirel'e yükleyip, onu kurban etmekle göz boyuyorlar. Ortalığı kaplayan "demokratik" telaş ve heyecan o ortaoyununun sahneye konuluşudur...DEVAM