Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)

Hükümet merkezi, düşmanların şiddetli çemberi içindeydi. Siyasal ve askeri bir çember vardı. İşte böyle bir çember içinde yurdu savunacak, halkın ve devletin bağımsızlığını koruyacak (silahlı) kuvvetlere (onlar) emrediyorlardı. Bu biçimde yapılan emirlerle,devlet ve halkın araçları temel görevlerini yapamıyorlardı. Yapamazlardı da. Bu araçları savunmanın birincisi olan ordu da, ordu adını korumakla birlikte, elbette temel görevini yerine getirmekten yoksundu. İşte bunun içindir ki, yurdu savunmaktan ve korumaktan ibaret olan temel görevi yerine getirmek, doğrudan doğruya halkın kendİsİne kalıyordu... İşte buna KUVÂ-Yİ MİLLİYE diyoruz... Gazi Mustafa Kemal

atam1919

VATAN POSTASI GÜNEY

< önceki| sonraki >

"NE BU ŞİDDET BU CELAL"

Yazar Vatan Postası
07 06 2008

Geçelim hükümetleri, muhalefetleri; yüksek yargı organları bile, yeraltı ve yerüstü tüm değerler ve ülke açık eksiltmeyle satılırken, egemenlik, sosyal hukuk, sosyal adalet, eğitim, sosyal güvenlik, kamusal çıkarlar yukarda alıntı yaptığımız mevcut anayasaya bile aykırı olarak yok edilirken sessiz kalmayı hatta onaylamayı tercih edebiliyorlar। Tüm bu anayasal ve yasal suçlar işlenirken sessiz kalan veya onaylayan kurumlar, iş laikliğe gelince birdenbire aslan kesilmiş görünüyorlar। Halkçılık, ekonomik ve sosyal adalet, egemenlik, bağımsızlık "son sosyalist devlet"i yıkma operasyonuna tabi tutulurken, anayasal güvence altındaki işçi, köylü, kamu çalışanları ve halk örgütleri birer birer zayıflatılıp ortadan kaldırılırken seyirci kalanlar, hatta onaylayanlar, bunlar olmadan laikliğin savunulamayacağını bilmiyorlar mı? Laikliği de kazanılmış ekonomik ve sosyal hakları da cumhuriyet kazanımlarını da ancak örgütlü halk savunabilir, geliştirebilir. Anayasa Mahkemesi, özellikle son yıllarda hükümetlerin çıkardığı çok önemli yasaları onaylayarak mevcut anayasanın bile dışına düşmüştür. Hükümetler ise ta başından beri mevcut anayasalara göre bile münfesihtir. Şimdi nedir bu laiklik ve turban çıkışları diye sormak hepimizin hakkıdır...
"40 KATIR MI 40 SATIR MI" MAHKUMİYETİNE VE İÇ SAVAŞA HAYIR !!! TIKLAYIN
DEVAMI

'ÖNCE ANLAMAK' ÜZERİNE...

Yazar Ergin Yıldızoğlu (Cumhuriyet)
12 06 2008
Nereden nereye geldik?.. En fazla on sekiz ay önce gazete sayfaları, TV tartışma programları “siyasi istikrar”, “demokratikleşme”, “AB üyeliği”, “ekonomik istikrar ve büyüme” üzerine haber ve yorumlarla doluydu. Şimdi nereye baksak kriz… Soğukkanlı yorumculardan biri bile geçenlerde “Kriz o kadar derin ki söz tükendi” diyordu.

Peki ama o kadar “olumlu” bir noktadan bu kadar olumsuz bir noktaya nasıl geldik? Karl Marx “Filozoflar bugüne kadar dünyayı çeşitli biçimlerde yorumladılar. Ama esas olan değiştirmektir” diyordu. Sanırım bugün bu “tezi” tersine çevirmek gerekiyor: “Hep değiştirmeye çalıştık, ama önce anlamaya çalışmak gerekiyor…” Çünkü, doğru dürüst anlamadan hep aynı şeyleri tekrarlayarak değiştirmeye çalışmak bizi bugüne kadar hep “yapının” içine hapsetti...DEVAMI

PRELLİ'DE GREV YERİ BAYRAM YERİ

Yazar sendika.org
04 06 2008

Pirelli işçileri grev yerinde yaptıkları şenlikle, grev yerini bayram yerine çevirdiler. İşçiler bu çoşku ve heyecanla zafere gideceklerini söylediler.
DEVAMI

BES: EŞİT İŞE EŞİT ÜCRET

Yazar sendika.org
07 06 2008
“Eşit işe eşit ücret” isteyen büro emekçileri dün Ankara’da bir araya gelerek bir basın açıklaması gerçekleştirdi...DEVAMI

HALKEVLERİ DERNEĞİ 20. OLAĞAN GENEL KURULU SONUÇ BİLDİRİSİ

Yazar Vatan Postası
03 06 2008



Halkevleri Derneği’nin 31 Mayıs-1 Haziran 2008 tarihinde Ankara’da gerçekleştirilen 20. Olağan Genel Kurulu’nda önümüzdeki dönemde birçok alanda yaygınlaşacak olan neoliberal saldırılar ve hak ihlalleri karşısında halkın haklarının savunulması ve ilerletilmesi için aşağıdaki kararlar alınmıştır:DEVAMI

PETKİM'İN SATIŞI, ŞERİAT, ERGENEKON ...

Yazar Vatan Postası
03 06 2008

GELİN BİRLİKTE GAZETE OKUMASI YAPALIM

Birkaç yıllık gazeteleri gözden geçiriyoruz. Lütfen bize yardımcı olun. Gazete haberlerini birlikte ardı ardına sıralayalım. Aşağıdaki “okuyabildiğimiz” ve “okuyamadığımız”, eksik bıraktığımız olay ve ilişkileri tamamlamamıza ve paylaşmamıza katkıda bulunun…DEVAMI

BİNLERCE EĞİTİM EMEKÇİSİ ALANLARDAYDI

Yazar sendika.org
13 04 2008
Eğitim-Sen tarafından İzmir, Samsun, Adana, Diyarbakır ve Van’da bölge mitingleri düzenlendi. Mitinglerde bir araya gelen binlerce kişi, Soysal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Yasa Tasarısı başta olmak üzere hakları geriye götüren yasal düzenlemelere karşı ortak mücadele çağrısı yaptı. Eylemlerde sık sık, “genel grev genel direniş” sloganları atıldı...DEVAMI

BEKİR ATASEL KARDEŞİMİZ VE KANSER REJİMİNE KARŞI KARDEŞLİK - YOLDAŞLIK

Yazar Semih Aydın - Bursa
12 04 2008

VARLIĞIN DEĞİŞMEZ KANUNU ve ÖLÜM İLE YAŞAMIN BİRLİKTELİĞİ

İnsan varlığı beden ve ruh olarak bütündür. Bu bütünlük içinde, birkaç on yıla sığan zamanın ve uzay denilen mekanın sınırlarında yaşam ve ölüm olguları, varlığın değişmez kanunudur. Bunu değiştirmeye gücümüz yetmez. Nasıl geldiysek öylece gideceğiz. Bunda varlığımızı korkudan dehşete düşürecek bir şey olamaz.

En aşağının suyunu içen milyarlarca insan gibi, en dokunulmaz despotlar için de bu gerçeklik değişmedi ve değişmeyecektir. Yaşam ve ölüm, tıpkı iki yakın arkadaş gibi kol kola gidecektir. Beden ve ruh bütünlüğümüz için yaşamı alkışlayıp ölümü sansür etmemizin hiçbir yararı olamaz. Bu, varlığımızı boş yere tüketmekten öteye geçemez.

Eskiler: “Dünyaya gelmek hüner değil” demiş. Gelmek hüner değilse, kalmak ve gitmek elbet hünerdir. Dünyaya nasıl geldiğimiz elimizde olmayabilir. Ama nasıl kaldığımız ve gittiğimiz elimizde olabilir. Varlığımız için yaşamın anlamı ve amacı olabilir. Bu hünerdir. Sosyal varlık olarak insan emeği ve ekmeği ile büyüyorsak, doğrusu bunun hakkını vermemiz de gerekir.

İnsan varlığı olarak çağımızdaki birinci görevimiz, yaşama savaşını basit bir araç halinden çıkarıp, sosyal hayvanlığa karşı insanlaşma kavgasına yöneltme zorunluluğudur. Yaşamı böylesine anlamlı bir amacın yörüngesine sokmak gerekir.
Yaşam ile ölüm kol kola giderken, basit bir organizma olarak var olmaktansa, sosyalizm bilimini ve savaşını damarlarımıza sindirmek yalnızca seçeneğimiz değil, zorunluluğumuz olmalıdır. Bilim arkadaşlığı, bu savaşın en güçlü silahıdır. Biz bu satırlar için söz aldıkça, bilim arkadaşlığı adına sesimizi yükseltmekten hiçbir zaman kendimizi alamayacağız…DEVAMI

CHAVEZ'DEN GREVDEKİ İŞÇİLERE DESTEK

Yazar Venezuelanalysis / Latinbilgi E.B.
10 04 2008
Venezüella devlet başkan yardımcısı Ramón Carrizalez, Ternium
Sidor işçilerinin aralarında yaptıkları referandumda şirketin son ücret önerisini reddetmelerinin ardından, pazartesi günü Birleşik Metal İşçileri Sendikası (SUTISS) başkanı José Acarigua Rodríguez’le uzlaşma sağlamak amacıyla bir görüşme gerçekleştirdi. Görüşme Chavez’in isteğiyle ve “Venezüella’da faaliyet gösteren her şirket Venezüella yasalarına kesinkes uymak zorundadır” açıklamasının ardından gerçekleşmesi yönüyle de önemliydi...
CHAVEZ'İN VİDEO KAYITLARI İÇİN TIKLAYIN
DEVAMI

"KEMALISM IS DEAD" : "KEMALİZM'İN MODERNİTEYLE İLGİSİ KALMADI"

Yazar Guardian - Radikal (Suçüstü)
07 04 2008
"Cezasahası"nda Guardian - Radikal paslaşması ya da hamamda çırılçıplak şaka:
"Kemalizm modern ve Batılı olmakla gurur duyuyor। Bu 1923'te doğru olabilirdi ama şu an değil. Eski muktedirler, modern Türkiye'ye ulaşmak isteyen herkesi yasakladı veya hapse attı. AKP'yse savaşı kazanacak kadar akıllı; bu kavga modern, etnik çeşitliliğe sahip bir ülke inşasında partiyi güçlendirir."


Kemalism is dead

BY NICHOLAS BLINCOE (Turkey) 3 April 2008

NEWS that the supreme court of Turkey is to consider outlawing the ruling party sounds worrying, but in reality, this is the last act of a fatally wounded animal: the old guard of Turkey, who lay claim to being the heirs of the Kemalist revolution.

In an article for Cif yesterday, Stephen Kinzer wondered if the Justice and Development party -- known as the AKP -- is up for this new fight, but he should be in no doubt. The AKP has learned that aggression pays when confronted by this self-perpetuating elite of soldiers, secret policemen, bureaucrats and heads of industries.

Kemalism, the political doctrine associated with Kemal Ataturk, prides itself on being resolutely modern and western. Modern and western-looking, that is, as long as this is 1923, when Mussolini ruled Italy, Stalin was rising to power in Russia and Turkey's Republican People's party was formed...

*************
Kemalizm'in moderniteyle ilgisi kalmadı

Nicholas Blincoe 5 Nisan 2008

Türkiye'de Anayasa Mahkemesi'nin iktidar partisini kapatma davasını görüşeceğine dair haberler endişe verici, fakat aslında bu, ölümcül yara almış bir hayvanın, yani ülkenin Kemalist devrimin mirasçıları olduğunu iddia eden eski muktedirlerinin son hamlesi.

New York Times'ın eski Ortadoğu büro şefi Stephen Kinzer geçenlerde yayımlanan yazısında, AKP'nin bu yeni savaşı göğüsleyip göğüsleyemeyeceğini soruyordu, fakat kuşkusu olmasın. AKP, askerler, gizli polis, bürokratlar ve sanayicilerden oluşan ve kendini ilelebet iktidar sayan bu seçkin tabakanın meydan okumasına karşı saldırganlığın işe yaradığını öğrendi.

Atatürk'e atfedilen Kemalizm adlı siyasi doktrin, tavizsiz bir biçimde modern ve Batılı olmakla gurur duyuyor Mussolini'nin İtalya'yı yönettiği, Stalin'in Rusya'da iktidara yükseldiği ve Türkiye'de CHP'nin kurulduğu 1923 yılında yaşıyor olsaydık, bu doğru olabilirdi...

(İşte böyle çeviri sahtekarlıkları ile "yumuşak yumuşak" ve saman altından su yürüterek, çoğu zaman da açıktan "konu"ya girip "nabız" ölçerek "sahibinin sesi" görevlerini yapıyorlar। "Akıl" alıyorlar, "akıl" veriyorlar... Yazının başlığını çevirirken uygulanan takiye ve yumşatmayla, yazının tümündeki "tamamlama" ve "açıklama" gayretleri, buram buram "mütareke basını" kokuyor... Tabi "sağ"da ve dahi "sol"da "beşduyu"sunu kaybetmemiş olanlara... Vatan Postası) DEVAMI